Dersim olayları - 1937
|
Öte yandan 25 Martta da Kahmut ve Pah arasındaki telefon hattı kesilir. Batı Dersimde de Seyit Rızanın emri ile Hozatın Sin Köyüne baskın yapılır.(*) Seyit Rızanın damadı ve Şeyhan aşireti reisi Hasso Seydo da karakoldaki askeri mühimmatı yağma edenler arasında bulunuyordu.(3)
27 Mart tarihinde Sin Köyüne Bahtiyar aşiretinin de takviyesiyle kırk kişilik bir kuvvet yeniden bir takım saldırılarda bulunur. (4)
Bu olaylar olurken, devlet güçleri de bir takım raporlar hazırlar, önlemler alır.
2 Nisan da Viyalık ta, 4 Nisan da Uzuntarla da Seyit Rızanın da katıldığı aşiretler değerlendirme toplantıları düzenlenir.
26 Nisanda yeni açılan Askasor Karakolu kuşatılır.
3 Mayısta Hava Kuvvetlerine bağlı bir uçak filosu, aşiret reisleri toplantı halindeyken, toplantıyı dağıtmak ve aşiretler üzerinde moral kırıcı bir etki sağlamak maksadıyla Keçiseken köyünü bombalar. Böylece Tunceli tedip hareketi fiilen başlamış olur.(5)
Saldırıların devam etmesi, hükümet kuvvetlerinin de buna karşılık vermesi üzerine Dersim sorunu geniş bir boyuta yayılır. Bunun üzerine Bakanlar Kurulu, Atatürk ve Fevzi Çakmakın huzurunda, 4 Mayıs 1937 tarihinde Tunceli tenkil hareketine dair gayet gizli bir karar alır (6)
Bu sırada aşiretlerden bazılarının hareketten çekilmesi, bazılarının da hükümet güçlerine teslim olmalarının başlaması üzerine teslim olmalarının başlaması üzerine Halvoride bir toplantı daha düzenlenir. Toplantı, Seyit Rızanın istediği doğrultuda gelişir ve kararlar alınır. Toplantı sonunda Munzurun kutsal suyundan töreye göre ant içme anlamında bir avuç su içilir.
Olayların gittikçe genişlemesi üzerine, Seyit Rızanın yanındaki bazı aşiretlerini çekilmesi sağlanarak, yalnızlaştırılması çabası ürünlerini vermeye başlar. Seyit Rızanın etkisiz hale getirilmesine yönelik olarak yürütülen en önemli faaliyet, 6 Haziran tarihinde Kızıldağın işgal edilerek, evinin Sabiha Gökçenin kullandığı uçakla bombalanmasıdır.(7)
Olayların gittikçe genişlemesi ve önünün alınamaması üzerine, Hükümet, konuyu Meclise getirir. Başbakan İnönü, Mecliste yaptığı konuşmada Dersimde meydana gelen olaylar konusunda ayrıntılı bilgi verir.(8)
Başbakanın Meclisteki bu konuşmasından sonra Türk kamuoyu da Dersimdeki olaylardan haberdar olur. Gerçi 14 Mayıs tarihli Son Telgraf Gazetesi Doğu vilayetlerindeki huzursuzluklarla ilgili bir makale yayınlamıştı. Fakat gazete, hemen kapatılmıştır.(9)
Bu kararlar ve önemler alınırken karşı koyanlar Kutuderesi, Kırmızıdere ve Sultanbaba dağına sığınırlar. Kureyşanlı/Şeyhanlı Hasso Seydo Haziran ayı ortalarında teslim olur. Diğer teslim olanlarsa kafileler halinde Elazığ a gönderilir. Teslim olanlar arasında Kamer Ağa da vardır Seyit Rıza ve Şahin, direnişlerini sürdürürler.
Asilerden Roznaklı Kamer, Demenanlı Cebrail, Yusufanlı Ağdatlı Kamer, Kureyşanlı Şeyhan Reisi Hasso Şeydo ve Bahtiyardan Şahin, Elazığda muhakemeleri yapılmak üzere tutuklanırlar.(10)
24 Haziran sabahında başlayan tarama çalışmalarında birçok köy yakılır, çatışmalardan ağır kayıplar verdirilir ve çok sayıda büyükbaş hayvan, koyun ve keçi ele geçirilir. Bu harekatta S. Rızanın büyük karısı Eliften olan oğlu Resik Hüseyin, uçakların bombardımanı sırasında ağır yaralanır.
9 Temmuz 1937de Alişir ve karısı Zarife, Seyit Rızanın kavgalı olduğu yeğeni Rehber tarafından öldürülür.
17 Agustos sabahı Titenik-Tokmakbaba-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı. Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve adamlarının etrafı sarılır. Şiddetli çarpışmalar sonunda S. Rızanın büyük oğlu Hasan (Şeyh Hasan K.A), küçük karısı Besi ve üç torunu ile birlikte adamlarından birçoğu öldürülür.(11)
Olanlara karşın direniş sürer. Savaşın ağırlığı Bahtiyar aşireti üzerinde yoğunlaşır ve savaşı Şahin Ağa yönetir. Seyit Rıza, Sarpotta uçakların bombardımanı sırasında omzundan yaralanır. 28 Agustosta Şahin Ağa uykuda iken hükümetle işbirliği yapan üvey kardeşi Pırçonun oğlu Lılo Hıdır tarafından başına kurşun sıkılarak öldürülür.(S. Akgül, öldürülüş tarihini Cumhuriyet ve Tan gazetelerine dayanarak 26 Agustos 1937 olarak yazıyor).
Munzur Dağına çekilen Seyit Rıza ve kuvvetleri savunma hattına çekilirler. Bu sırada Seyit Rızaya Erzincan Valisi tarafından haber gönderilerek, Dersimlilerin isteklerini kabul edeceklerini ve bütün orduya ateşkes emri vermiş olduğunu, diğer aşiretler üzerinde herhangi bir harekete artık gerek duymadığını, vuku olan zararların ödenmesi hususunda ise hükümetin hazır olduğunu bildirir. İşte bu nedenle Seyit Rıza tüm bu gelişmeleri değerlendirir. Erzincan Valisine giderken, karakol görevlileri şüphelenirler ve yakalanarak Erzincan merkezine götürülür. Daha sonra tutuklanır. Seyit Rıza, Erzincan Hükümet Konağında çıkarken, Şerefsizler, bana yalan söyledinizdiye bağırır (12) (**)
Ardından kelepçeli ellerini kaldırıp halkı selamladı ve önce Hakkınızı helal edin dedi, ardından yene kükredi o yaşlı heybetiyle: Ey Erzincan, fakir Rızo seni iki defa istiladan kurtardı,(***) sen bir Rızoyu kurtaramadın. Dileğim o ki zelzele olasın! der.(13)
Yakalandığında durum Erzincan 5. J. Bl. K.lığınca 4. Genel Müfettişliğe bildirilir. Gazeteler haberi, 13 Eylül 1937den itibaren vermeye başlarlar.
Seyit Rızanın, yanında Seyit Hüseyin ve Battal oğlu Rıza olduğu halde ve silahsız olarak yakalandığı yer, Mutu Köprüsüdür.
Seyit Rızanın ilk sorgulaması Erzincanda Vali Fahri Özen, Emniyet Müdürü Zekeriya Erkuş ve Jandarma Komutanı Kazım tarafından yapıldıktan sonra yargılanması için 30 kişilik bir müfrezeyle birlikte Elazığa gönderilir. (15 Eylül 1937 Tan, 16 Eylül 1937 Cumhuriyet gazetesi)
Yargılama başlamadan önce gazeteler, yargılamanın nasıl yapılacağını yazıyorlar: Gazete, yakalanan isyancıların muhakemelerinin, Tunceli Kanunu mucibince biraz faklı muhakeme usulü dairesinde yapılacağını yazıyordu. Yukarıda yazdığımız bu biraz farklı muhakeme usulünü bir defa daha hatırlatalım. Maznun reddi hakim talebinde bulunamazdı. Vilayet içinde verilen hükümler temyiz edilemezdi. Vali Paşa tecile lüzum duymazsa idam cezaları hemen infaz edilirdi.(14)
Dahası da var bu yargılama yönteminin: Savcılar hazırlık soruşturması aşamasında yargıçların sahip oldukları yetkileri de kullanabilirler, ilk tahkikata tabi tutmaya gerek görmedikleri işleri, iddianame ile doğrudan doğruya mahkeme verebilirler, ilk tahkikatı yapmayabilirler, iddianame maznuna tebliğ edilmez gibi.
Yargılama, 12 Ekim 1937 Salı günü başlar. Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Bahri Turgutun 13 Ekim 1937 Çarşamba günkü Cumhuriyet Gazetesinde ki haber şöyledir:
Seyid Rızanın ilk Muhakemesi Sergerde ve avenesi inkara başladılar. Seyid Rızanın her suale Haşa diye cevap vermesi diğer suçlulara da sirayet ediyordu.
Elaziz 12 (Hususi muhabirimizden)Sergerde Seyid Rıza ve yirmi avenesinin muhakemelerine bugün Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Müddeiumumi mevkiini Hatemi işgal ediyordu. Ve riyaset divanı, reisi Cemille aza Mehmed ve bir aza muavininden mürekkepti. Mahkeme salonunda ön sırayı ordu zabitanı işgal ediyordu. Localar ve balkonlar bilhassa kadın samiinle hıncahınç dolmuştu. Kuvvetli bir polis kordonu izdihama güçlükle mani oluyordu. Saat ikiyi on gece hakimler heyeti salona girdi. Mübaşirin ismini çağırması üzerine Seyid Rıza yanında oğlu olduğu halde salona geldi. Kendisini takiben de avenesi yerlerine oturdular .
Savcı Hatemi Şahamoğlu, sanıkların T.C.Y.nın 149. maddesinin 2 ve üçüncü fıkralarına göre cezalandırmasını isterve duruşma 15 Ekim 1937 Cuma gününe bırakılır.
15 Ekim 1937 günlü duruşmada Seyid Rıza ve 30u aşkın sanık bulunmaktadır. Bu duruşmada Munzur suyu toplantısı, köprü yakma olayı, Alişir, Sin Karakolu baskını ve Seyid Rızanın Hozat Cumhuriyet Savcılığına yazdığı mektup konuları görüşülür.
18 Ekim 1937 günü sabahki duruşmada iki nahiye müdürü ve Seyit Hüseyin, öğleden sonraki duruşmada da Çölkürek köylü Hasan oğlu Hıdırve Imindirli Hüseyin tanık olarak dinlenirler.
22 Ekim 1937 günlü duruşmada, beş kişi ile ilgili dava Seyid Rızanın davasıyla birleştirilir ve sanık sayısı 58 kişiyi bulur. (Her ne kadar sanık sayısı 58 kişi olarak yazılmakta ve 58 kişi ile ilgili karar varsa da, Ayın Tarihi dergisinde, bir kişinin davası 27 Ekim 1937 günlü duruşmada bu dava ile birleştirildiği yazdığına göre, ya ilk birleştirmede sanık sayısı 58 değil 57, ya da toplam sanık sayısı 59 kişi olması gerekir.) Bu duruşmada Seyid Rızanın torunu Hozat J. Bl. Komutanı Yüzbaşı Tacettin, Sin Nahiye Müdürü Fevzi Demir ile Hıdır tanık olarak dinlenirler.(****)
25 Ekim 1937 günlü duruşmada bazı tanıkların daha önce verdikleri ifadeleri okunur.
27 Ekim 1937 günlü duruşmada bir kişinin davası, görülmekte olan dava ile birleştirilir.
1 Kasım 1937 günlü duruşmada Hozat, Mazgirt ve Nazımiye Kaymakamlarının raporları ile bazı telgraflar okunur.
4 Kasım 1937 günlü duruşmada Savcı Hatemi Şahamoğlu, mütalaasını okur. Seyid Rıza ve on kişi için T.C.Ynın 149/2. maddesine göre, bir kısım sanıklar için de T.C.Ynın 149/3 maddesine göre ceza verilmesini ister.
6 Kasım 1937 günlü duruşmada sanıkların, birbirini suçlaması olur ve bazı belgeler okunur. (Suat Akgül, bu duruşmanın 7 Kasım 1937 günü yapıldığını yazmakta ise de, Ayın Tarihi Dergisi 48. sayısının 3. sayfasında Mahkeme, müdafaa için 6 ikinciteşrine kalmıştır denmektedir.)
15 Kasım 1937de yargılama sonuçlanır. 11 Kişi hakkında ölüm cezası, 33 kişi hakkında ağır hapis cezası verilir. 14 kişi de beraat eder. Ölüm cezası verilenlerden 4 kişinin cezası yaşlı olmaları nedeniyle 30ar yıla çevrilir. Diğer sanıklarla birlikte Isparta, Edirne, Muğla ve Bolu cezaevlerine gönderilirler ve cezaevinde ölürler.
Ağır Ceza Mahkemesince savcının istemi doğrultusunda 11 sanık hakkında TCYnın 149/2. maddesi gereğince idam/ölüm cezası verilip, 4 sanığın cezasının otuzar yıla çevrilmesiyle, haklarında verilen ölüm cezasının yerine getirilmesi/infazı gereken 7 kişi kalır.
25 Aralık 1935 tarihli ve 2884 sayılı Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Yasanın 29 ve 33 maddelerine göre Mahkemece verilen hüküm temyize tabi olmadığından ve kesin hüküm niteliğinde olduğundan, tecile de gerek görülmediğinden infaz aşamasına geçiliyor.
Seyit Rıza ve yoldaşları idam cezasına çarptırılınca Dersim yeniden ayağa kalktı. Ve o günlerde bir haber ulaştı Dersime: Mustafa Kemal, Pertekte yapılan Singeç Köprüsünün açılışı için Elazığa gelecek. Köprünün açılış tarihi 16 Kasım Pazartesi. Devletin aldığı istihbarata göre, Atatürk Elazığa geldiğinde Dersimliler karşısına çıkacak, Seyit Rızanın affını isteyeceklerdi. Bundan sonrasını, Seyit Rızayı asmak için Ankaradan özel görevle gönderilen üst dizey polis yetkilisi İhsan Sabri Çağlayangil anlatıyor:
Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki; Atatürk, Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Dersim hareketi bitti. Beyaz donlu altı bin Doğulu Elazığa dolmuş, Atatürkten Seyit Rızanın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürkün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim 1937 yılında resmi tatil günü Cumartesi öğleden sonra Atatürk Pazartesi günü Elazığa gelecek. Bizden istenenler, asılacaklar mutlaka asılsın ve Atatürkün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun.
Çağlayangil, yasaların tümünü çiğneyerek, bir savcıya rapor dahi aldırarak idamların infaz kararını 14 Kasım Cumartesi günü çıkarttı. İdamlar Pazar gecesi infaz edilecekti.
Ve o gece 15 Kasımı 16 Kasıma bağlayan bir Ramazan gecesi: Bir devlet jeepi Elazığda Buğday Meydanına doğru telaşla ilerliyordu. Sonbaharın son ayıydı ve hava ılıktı. Gökyüzü yarı bulutluydu. Ay bulutun arkasına giriyordu, ay bulutun arkasına giriyordu, ay bulutun arkasına girip gözlerin kapatmak istiyordu ama bulut her seferinde ayın önünden çekiliyordu. Oysa ay birazdan olacakları görmek istemiyordu.. Jeepin arka koltuğunda üç kişi oturuyordu; Elazığ Emniyet Müdürü Serezli İbrahim, Emniyet Genel Müdürlüğü görevlisin İhsan Sabri Çağlayangil, Dersim Direniş Kuvvetleri Kumandanı Seyit Rıza polisleri bir sağda, diğeri solda, Seyit rıza ortada oturuyordu. Jip gelip Buğday Meydanında jandarma karakolunun yanında durdu. Karakolun önünde uzanan Buğday Meydanında yedi idam sehpası vardı. Gerisini Çağlayangil anlatıyor:
Cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım
Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. Asacaksınız dedi ve bana döndü: Sen Ankaradan bine asmak için mi geldin? Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüzyüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben, Fındık Hafızın idamı bitti. Seyit Rızayı meydana çıkardık. Etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti: Evladê Kerbelayimê, bê gunayimê, ayibo, zulimo, cineyata. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. ( ) İhtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım.
İhsan Sabri Çağlayangilin anılarında çarpıttığı ve anlatmadığı pek çok şey var. Onlardan biri de, bir idam mahkumu olarak Seyit Rıza cevap verdi: Beni oğlumdan önce asın! Ancak bu yapılmadı ve oğlu Resik Hüseyin, Seyit Rızanın gözleri önünde asıldı. (15)
Ancak, yargılama yöntemi özel hükümler, ölüm cezasının yerine getiriliş biçimi/infaz da çok düşündürücüdür. Hiçbir hukuk kuralı ve etik değerin anlamı kalmamıştır.(*****)
2884 Sayılı Yasada; Madde:29 İlbaylık içindeki ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyize tabi olmayıp katidir. Madde:33 İdam hükümlerinin Vali ve kumandan tarafından Tecile lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur.hükmü vardır.
İdamlar, şu sıraya göre birbirine yakın üç yerde yapılır:
1-Demenanlı Cebrail oğlu Hasan 2-Resik Hüseyin 3-Kureşanlı/Seyhanlı Seyit Hüseyin 4-Kureyşanlı Ulkiye oğlu Hasan 5-Kalanı Mirza Alioğlu Ali 6-Yusufanlı Kamer oğlu Fındık 7-Seyit Rıza
1937 Dersim Olaylarından dolayı yargılananların sayısı, yargılayan mahkeme, idam edilenlerden bazılarının yaşı ve infaz sonrasıyla ilgili değişik görüşler vardır:
a)Ali Kaya adıgeçen eserinde yargılamanın harp divanınca yapıldığını yazmaktadır. Yargılama Elazığ Ağır Ceza Mahkemesince yapılmıştır.
b)Aynı eserin 235. sayfasında Elazığa getirilen Seyit Rıza, 72 arkadaşı ile birlikte harp divanına verilir diyor. Oysa, yargılama sonunda veriline karar incelendiğinde yargılananların sayısının 58 olduğu anlaşılacaktır.
İdam Edilenlerin Sayısı: a)Faik Bulut, 1938 Harekatına geçmeden önce, Seyit Rıza ve diğer maznunların muhakemelerinin başlangıcından, 11 Kişinin idam edildikleri tarihe kadar gazetelerde çıkan haber ve yorumları aktarmak istiyorumder.(16)
b)M. Nuri Dersimi de idam edilenlerin sayısını 11 kişi olarak yazmaktadır.(17)
c)Barbaros Baykara, idam edilenlerin sayısını 8 kişi olarak bildirmektedir.(18)
d) Mahmut Goloğlu ise aynı konuda, başkasının sözünün ettiği yargılamalar Ekimde başlanıp 15.11.1937de sonuçlanacak, 11 kişiye idam cezası verilecek, dördünün cezası yaş küçüklüğünden otuz yıl hapse çevrilecek, ötekiler değişik cezalara mahkum edilecek, ondörüt sanık beraat edecek ve yedi idam mahkumu (Seyit Rıza, oğlu Hüseyin, Şeyhanlı Aşireti Reisi Hasan, Kureyşanlı Ulkuyi oğlu Hasan, Mirza oğlu Ali) sabaha karşı asılcaktır der. (19)
e)İdamların yapılması için Ankaradan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil de bu konuda şöyle yazmaktadır: Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmıştır.(20)
Açıkca anlaşılmaktadır ki, Dersim olayları nedeniyle asılarak idam edilenlerin sayısı 7dir. Savcı, iddianamede 11 kişinin idamını istemiş, ancak mahkeme 4 kişinin Mahmut Goloğlunun ileri sürdüğü gibi yaş küçüklüğünden değil-, yaşlı olmalarından dolayı cezaları otuzar sene ağır hapis cezasına çevrilmiştir. Yargılama sonunda ayrıca 33 kişi ağır hapis cezasına mahkum olmuş, 14 kişi de beraat etmiştir.
a)Kurun Gazetesinde 16 İkinciteşrin 1937 tarihli sayısında Seyid Rıza ve Arkadaşları asıldı. İdam edilenler 7 kişidir diye haber geçmiştir.
b)İdamlarla ilgili olarak başka bir kaynakta da şunlar var: . 18 Kasım 1937de aralarında oğlunun da bulunduğu toplam 11 kişi Elazığın Buğday Meydanında idam edildi. İdamdan sonra cenazeleri darağaçlarından indirilerek Elazığ sokaklarında halka teşhir edildikten sonra yakıldı (21)Garo Sasuni de, 19 Kasım 1937de Seyyid Rıza ve 11 Kürt aşiret reisi Harputta darağacına çekildiler der.(22)
C) İdam Yeri 7 kişinin idam yeri olarak Faik Bulutun Elazığ Buğday Meydanı/pazarı demesine karşılık, diğer bazı kaynaklarda idamların Elazığ Hükümet Meydanında yapıldığı yazılıdır. Ancak, Elazığda yaşlılardan aldığım bilgiye göre Seyit Rıza ve bazı kişiler Bitpazarında (Bu günki Hürriyet Meydanı ve Saray Cami çevresi) bazıları da Şirepazarında asılmışlardır. Aslında asılma yerleri birbirine yakın yerlerdir.
Ali Kaya da, bu konuda Asılan 7 kişinin 3ü Odun Meydanında, 2si Bit Meydanında, 2si de Şire Meydanında idam edilirder. (23)
D)İdam Tarihi : Seyit Rıza ve arkadaşlarının asılarak idam edildiği gün konusunda da görüş ayrılıkları vardır.
M. Nuri Dersimi (Baytar Nuri) ve Nokta Dergisi idam tarihi olarak 18 Kasım 1937yi vermektedirler. (Nokta Dergisi, Yıl 5 -28.6.1987, sayı 25).
Garo Sasuni ise idam tarihini 19 Kasım 1937 olarak yazar.
Ali Kaya da, 17 Kasımı 18 Kasım 1937ye bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanında idam edilmişlerdir der.(24)
Ulus Gazetesinin 15 Sonteşrin (Kasım) 1937 Pazartesi günlü sayısında ise haberin MAKİNEDE başlığı ile verilmesi, özel muhabirin Elazığdan telgrafla bildirdiği ve 15 Kasım 1937 gününün Pazartesi olması da göz önüne alınırsa, idam cezalarının yerine getirilmesi tarihi, 14 Kasım 1937 Pazar gününü 15 Kasım 1937 Pazartesi gününe bağlayan gecedir. İhsan Sabri Çağlayangil de anılarında bu görüşü doğrulamaktadır: Gece 12:00de hasiphaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık Biz Seyit Rızayı aldık. Otomobilde benimle polis müdürü İbrahimin arasına oturdu. Jeep, Jandarma Karakolunun yanındaki meydanda durdu(25)
Yine Ulus Gazetesi, özel muhabirinin telgrafına dayanarak yaptığı haberlerde idam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir demektedir.
Kurun Gazetesi 16 İkinciteşrin 1937 günlü sayısında (sayfa 4) haberi şöyle geçmiştir: Seyid Rıza ve arkadaşları asıldı. Elaziz 15 (Hususi)
E)Yaşları: M. Nuri Dersimi, S. Rızanın, İdam edilirken şöyle haykırdığını yazar: 75 yaşındayım. Şehit oluyorum, Kürdistan şehitlerine karışıyorum .(26)
Cumhuriyet Gazetesi, 28.6.1937 günlü sayısında, Yetmişlik Seyit Rızaya genç ve güzel karısı Besi tarafından teslim olmaması için mütemadiyen kinler yapılıyormuş
Ulus Gazetesi ise, 13.9.1937 günlü sayısında, Hozat ile Sin arasında bir köyde oturan sergerde seksen yaşını geçkin bulunmaktadır.diye yazır.
Aynı konuda Ali Kaya ise şunları yazar:
78 yaşındaki Seyit Rızanın yaşı küçültülerek 54e indirilir. 17 yaşındaki küçük oğlu Hüseyin Resik hastaneden alınır, yaşı aynı gece 21e çıkarılarak (27)
Hüseyin Akar ise, aynı konuda, Muhundulu Sey Uşen (Hüseyin Doğan) Seyit Rızanın yaşını belirleme davasında tanık olur. Tanık, Seyit Rızanın yaşının (yasanın idamı sağlayan yaştan )küçük olduğunu söyler. Dava yargıcı, yaşı küçültülen Seyit Rızaya, tanık beyanına bir itirazının olup olmadığını sorunca, Seyit Rıza, işlemin bir formalite olduğunu anlar, yargıca şu düşündürücü yanıtı verir:
Tanık, benim büyük oğlumdan iki yıl küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşımı belirler ve yasa da bunu kabul ediyorsa, benim itirazım olmaz.(28)
Bu durum karşısında idam tarihinde yürürlükte olan TCYnın 56. maddesine göre Seyit Rızanın 55. maddesine göre de oğlu Resik Hüseyinin idam edilmemeleri gerekiyordu.(******)
F ) İnfazdan Sonra: 18 Kasım 1937de aralarında oğlunun da bulunduğu toplam 11 kişi Elazığ Buğday Meydanında idam edildi. İdamdan sonra cenazeleri darağaçlarından indirilerek Elazığ sokaklarında halka teşhir edildikten sonra yakıldı (29)
Ali Kaya ise bu konuda şunları yazar: Seyit Rızanın gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi Elazığ sokaklarında 24 saat halka teşhir edildikten sonra yakılır. Bir iddiaya göre ise, 7 kişinin cesetleri bir askeri cemseye konularak Malatyada Kömürhan Köprüsü yanındaki karakolun bitişiğinde bir yere külleri atılır. Bir başka iddiaya göre ise, Elazığ-Binsekizyüzevlere yakın Meryem Ana Dağının arkasında bir yere gömülür (30)
M. Nuri Dersimi ise, Bu 11 mübarek Kürt şehitlerinin cenazeleri, darağaçlarından indirilecek Elazığ sokaklarında halka teşhir edildikten sonra yakılmıştır der. |