Çorum olayları 1980


 

Temmuz 1980'de sağ-sol ayrımı temelinde, mezhep çatışması yüzünden Çorum ilinde ortaya çıkan kanlı olaylar.

 

MHP genel başkan yardımcısı Gün Sazak'ın 27 Mayıs 1980'de öldürülmesi üzerine Çorum'da da gerginlik arttı. Alevi ve Sünni mahalleleri arasında barikatlar kuruldu ve sokağa çıkma yasağına karşın, çatışmalar oldu. Cuma namazını kılmakta olan (4 Temmuz 1980) cemaat, komünistler Alaeddin Camisi'ne silah ve bombalarla saldırdılar gibi asılsız haberlerle kışkırtıldı. Halk, sokaklara dökülünce, olayın hazırlayıcıları eyleme geçerek evlere, iş yerlerine saldırdılar. Sünniler ile Aleviler arasında sokak çatışmaları başladı. Alevilerin konutları, iş yerleri kundaklanarak yakıldı; ölenler oldu. Olayların genişlemesi üzerine Samsun, Amasya ve Kayseri'den Çorum'a güvenlik güçleri ve askeri birlikler getirildi ve yeniden sokağa çıkma yasağı kondu. Olayların yatıştırılabildiği 10 Temmuz tarihine gelindiğinde resmi rakamlara göre 26 kişi yaşamını yitirmiş, çok sayıda vatandaş yaralanmış, evler, iş yerleri yakılıp yıkıma uğramıştı. Kayıp ihbarlarının sayısı ise 100'ün üzerindeydi. Bu olaylardan sonra, Çorum'dan 600 kadar aile başka yerlere göç etmek zorunda kaldı.

 

“Alaaddin Camii’ne bomba atıldı.” Herşey Cuma namazı sonrasında camiide yapılan bu anonsla başladı. “Komünistler Alaaddin Camiini ateşe verdi.” diyerek hem camiiyi hem de dini kurtarmak adına kitlenin duyguları galeyana getirildi ve ‘cihat’ ilan edildi.

Aslında Çorum’da ilan edilen bu cihadın bir de öncesi vardı. Faşizmin katliamcı yüzünü Çorum’da görmek ve olayları nasıl tırmandırdığını görmek için ilk olayların çıktığı döneme dönmek gerekir.

Çorum; Sıvas, Maraş, Tokat, Amasya gibi Alevi-Sünni halkın birarada yaşadığı illerden biridir. Bu yüzden de faşizmin provokasyon yaratarak “böl-parçala-yönet” politikasıyla halkları birbirine düşürebileceği zeminin olduğu bir ildir.

‘80’li yıllara faşizm ağır bir krizle girdi. Bu krizin yanı sıra devrimci mücadelenin alabildiğine gelişmesi bu krizi daha da derinleştiren önemli bir etkendi. Bu yüzden de oligarşi ‘74’lerden sonra sivil faşistleri mücadeleyi bastırmak için alabildiğine etkin kullanmaya başladı. Sıkışmış oligarşiyi kitlesel katliamlara yöneltti. Mezhepsel ve ulusal temelde yaratacağı provokasyonlarla kitlesel katliamlar yapacak ve halkı sindirecekti. Planlanan buydu. 16 Mart’ta İstanbul İniversitesi’nde öğrencilere yapılan saldırı ve Maraş’ta bunu net olarak göstermişti.

Süreç ‘80’lere dek artık bu şekilde evrilecekti. Yani tek tek devrimcileri-demokratları katlederek bir halkı sindiremeyeceğini anlayan oligarşi halkı mezhep, ulus, din vb. şeklinde atomlarına kadar bölüp parçalayarak yapay saflaşmalar yaratmayı ve ardından parçalamayı, birbirine düşürmeyi, yani güçsüzleştirmeyi istedi. Bu duruma getirilmiş bir halkınsa kolayca susturulacağı, sindirileceği açıktı.

Oligarşinin hedefi buydu. İşte bu hedefi gerçekleştirmek istediği yerlerden biri de Çorum oldu. Çorum olayları iki aşamada gerçekleşti diyebiliriz. Ancak olaylar başlatılmadan önce CIA ajanı Robert Alexander Peck Çorum’a gelerek araştırmalar ve incelemeler yapar. Burada AP, MHP il başkanları ve CHP Belediye başkanı ile görüşür hatta bazı köylere de gider, alevi-sünni halkla ilgili bilgiler alır. Emperyalistler devrim tehlikesi karşısında boş durmuyor, işbirlikçileri ve ajanları ile katliam planları yapıyorlardı. İşte Maraş’taki katliamdan sonra Peck Çorum’da da bulunmuş ve Maraş’taki rolünü devam ettirmiştir. Olayların başlatılması için önce Çorum’un Alaca ilçesi pilot seçilir.

Çünkü Belediye başkanı MHP’lidir. Senaryo uygulamaya konur. Alaca Adliyesi emanet deposu soyulur ve 21 adet silah çalınır. (Bu silahlardan biri daha sonra MHP’li birinin üzerinde yakalanır) Belediye başkanı Ramazan ayının başlamasına denk gelen (!) bu süreçte bildiri yayınlayarak halkı cihada çağırır. Ve Çorum’da adım adım başlar olaylar. Bir hafta içinde birçok işyeri bombalanır, evler taranır ancak yetmez. 27 şubat’ta “Hayat pahalılığı ve yoksulluğu protesto mitingi”inde provokasyona başvurulur. Valilik miting alanı olarak faşistlerin yoğun olduğu bir bölgeyi verir. Faşistler ise bölgede mevzilenmiş olarak hazır beklemektedirler. Ancak provokasyon miting iptal edilerek boşa çıkartılır.

Faşistler burada başaramamıştır ama vazgeçmemiştir de. Başarabilmek için bir yandan da faşist kadrolaşma devam etmektedir. Tunceli’de saldırılarıyla tanınan Nail Bozkurt Çorum’a Emniyet Müdürü olarak atanır. Ancak kadrolaşma bununla bitmez, sırada emniyet teşkilatı vardır. POL-DER’li devrimci-demokrat polisler sürgüne gönderilir ve yerlerine POL-BİR’li faşist polisler getirilir. Kadrolaşma böylelikle şimdilik tamamlanır. Artık olaylar boyutlandırılabilirdi. Ve böylece birinci olaylar başlatılır Çorum’da. Faşistler şehir merkezinde gösteri yaparlar ve bazı işyerlerine saldırıp camları kırarlar. Sloganları ise “Kana kan intikam”, “Kanımız aksa da zafer islamın”dır. Faşistlere bu sloganları attıransa şefleri, Gün Sazak’ın cezalandırılmasıydı. O süreçte hem faşizmin ülke genelindeki planını bozacak, hem de halk kitlelerine moral verecek Hareketimizin politikası faşistler saldırdığında savunma ve can güvenliğini sağlamaktan çıkıp aktif savunma ve saldırıyı örgütlemekti.

Diğer yandan da devletten desteğini ve tüm gücünü alan faşistlere öyle bir darbe vurmalıydık ki, sarsılmalı demoralize olmalıydılar. Yani cesaretleri kırılmalıydı. İşte bu politikanın ürünü olarak hiç beklemedikleri yerden, can evlerinden vurduk onları. Faşist katliamlardan birinci dereceden sorumlu MHP yöneticilerden faşist şef Gün Sazak’ı cezalandırdık. Böyle bir saldırıyı beklemiyorlardı. Büyük bir şaşkınlık ve moral bozukluğu içindeydi faşist güruh ve devlet. Büyük bir darbe yemişlerdi. Bunun yarattığı etkiyle kuduz köpek misali saldırıya başladılar. Ancak saldırılar plansızdı. Yaşadıkları şaşkınlık ve aldıkları darbe onları bu hale getirmişti. İşte Çorum’da yaptıkları gösteriler de bu ruh haliyle yapılıyor ve intikam naralarıyla salyalarını akıtıyorlardı. Ancak o gün sadece birkaç işyerinin camlarının taş ve sopalarla kırılmasıyla geçti.

Hazımsızlıkları ve aldıkları darbe sonucu ertesi günlerde de saldırılarını devam ettirdiler. İlçeleri Çorum’a bağlayan yolları kontrollerine alarak merkezle ilçelerin bağını kestiler, ayrıca diğer yandan Çorum’a Yozgat’tan, Alaca, İskilip ve Osmancık’tan faşist militanlar taşındı. Bu şekilde başarıya ulaşacaklarını düşünüyorlardı ancak halkın direnişi karşısında saldırıdan istedikleri sonucu alamadılar. Karşılarında direnen bir halk vardı. Saldırılar tek tek devam ediyordu. Bu saldırılar sürecinde üç POL-BİR’li polisin cezalandırılması polisleri daha da saldırganlaştırdı. Dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Gülcigil’in “Çorum’da devleti yıkmak isteyen solun karşısına devlete destek fikrinden hareket eden sağ çıktı” açıklamasıyla faşistlere açık bir mesaj ve destekti.

Öyle ki sözlerden de anlaşılacağı gibi devletten sınırsız destek alan faşistler daha da pervasızlaşıyordu. Kaldı ki, devlet her türlü olanağı sunuyordu. Çorum’da SSK’nın kullanılması buna somut bir örnektir. Selahattin Ardıç kamyonuyla, Çorum-Ortaköy yolu üzerindeki Ovasaray Köyüne giderken faşistlerin saldırısına uğrar ve yaralanır. Yanında kardeşi de vardır. Kardeşi onu hemen SSK Hastanesi Acil Servisine getirir. çok kan kaybetmiş olmasına rağmen buradan Devlet Hastanesine gönderilir. Doktorlar babasına tahlil yaptırması için bir şişe kan verir. Ancak kapıdaki görevli “Komünistler burada kan tahlili yaptıramazlar” diyerek şişeyi kırar. Zaten çok kan kaybeden Selahattin Ardıç, kan bulunamadığından kısa sürede ölür. Kan şişesini kıransa suçlu bile bulunmaz.

Hastanelerde yaşanan gelişmeler de böyleydi ve SSK Hastanesi’nde olanlar bu kadarla da sınırlı değildi. Faşistler üs olarak kullanıyorlardı SSK’yı. Silahlar depolanıyor, bodrumda ise işkence yapılıyordu. Faşistler çok rahat gizleniyordu. Öyle ki, arama yapıldığında bıyıklarını, saçlarını keserek kimlik değiştirecek, hatta “görevli” belgesi çıkartacak kadar yararlı bir üstü faşistler için. Nitekim daha sonra ikinci olaylar hastane çevresinde başlatılacaktır. İkinci olaylara gelene kadar Haziran ayında saldırılar tamamen son bulmasa da azalır.

Ancak bu süre içinde çok yoğun bir göç yaşanır. Alevi-Sünniler azınlıkta oldukları yerlerden göç edip kendi mezheplerinden olan insanların bulunduğu mahallelere yerleşirler. Evini terk etmeyenlerse tehdit edilirler. Bu da etkisiz kalınca evleri taranır. Haziran ayında da son bulmaz. Ve gerginlik köylerde de devam eder. Bir Alevi köyünde dört kişi ekinlerin arasında kurşunlanmış, silahla taranmış cesetler bulunur. Çorum halkı traktörleriyle ürün yerine ceset toplayacaktır. Ancak daha bulamadıkları pek çok kaybın yanında, tarlaların cesetle dolması uzaklaştırır köylüyü tarlalardan. çalışmaya başlarlar. Faşistler ise özellikle Sünni köylerde Alevilerin Müslümanları katlettiklerini, öldürdüklerini anlatarak halkı yönlendiriyorlardı.

Birarada yaşamış halkları birbirine düşmanlaştırıyorlardı. Faşistlerin amacı Çorum’u Maraş’a çevirmekti ve bunu açıktan söylüyorlardı da. 30 Haziran’da ikinci olaylar SSK’nın çevresindeki semtlerde ve sünni köylerde halkı cihada çağıran bildirilerin dağıtılması, CHP’liler ve devrimcilerin yoğunlukta olduğu semtlere saldırılarla başlatıldı. Aynı günün akşam saatlerinde ise saldırılar Pol-Bir’li polislerin desteğiyle daha da tırmandırılır. Alevilerin oturduğu Üçevler semtine saldırarak onlarca insan gözaltına alınır. Üçevler birinci olay sırasında tüm saldırıları püskürterek faşistleri mahallelerine girdirmemiştir.

Bu yüzden polis Alevilerin önde gelenlerini ve devrimcileri gözaltına alarak yeni bir direnişi engellemeyi planlıyordu. Gözaltıların ardından evleri ve Üçevler mahalleleri uzun namlulu silahlarla taranır ardından yüzlerce ev ateşe verilir. Üşyerleri yakılır ve yağmalanır. Telefon kabloları kesilerek haberleşme ve yardım almaları engellenir. İtfaiyeyi ise kurdukları barikatlarla engellerler. Bu çatışmalarda da dört kişi katledilir. Ertesi gün sokağa çıkma yasağı ilan edilse de bu fiilen uygulanmaz. Ve o gün Çorum’un pazarıdır. Pazar için köylerden gelen Alevilerin önü silahlı faşistlerce kesilir ve dövülür. Para, saat, altın gibi eşyalar da yağmalanır.

3 Temmuz günü ise nisbeten sessiz geçer. O gün valilikte de, MHP’de de farklılıklar yaşanır. MHP’ye yabancı birçok insan gelir. Telefonlar sıklaşır ve sürekli Cuma’dan sözedilir. Bu arada polisin Alevilerin oturduğu semtlere yaptığı operasyonla yüzlerce insanı gözaltına alır ve çok sayıda silah toplanır. Evet 3 Temmuz sabahı sokağa çıkma yasağı da ortadan kaldırılarak herşey tamamlanır. Ve katliam başlatılır. 4 Temmuz 1980’de Cuma namazı sırasında Çorum’un bütün camiilerinde “Komünistler Alaaddin Camii’ni ateşe verdi” diyerek kitleyi galeyana getirdiler. Hedef Milönü mahallesi.

Kamyonlardan kitleye saldırı için sopa ve silah dağıtıldı. Camiiden sürekli “Allah allah” sesleri duyulmaya başlandı. Bunun mahallelerine saldırı olduğunu sanan Milönü halkı camiiye doğru koşmaya başlar. Camiinin yanındaki inşaattan ve polis panzerlerinden halkın üzerine ateş açıldı. Polis jandarma ve faşistler halka birlikte saldırdılar. Ve bu sırada çok sayıda insan katledildi. Faşistler rehin aldıkları on kişiyi kurşuna dizdiler.

Emri MHP il başkanı İsmail Taştan ve Çorum İYD Başkanı Seydi Erenyel’den almışlardı. Alınan rehinelere işkence yapılmıştı. Sonra da şişlenerek, kafaları parçalanarak katledildiler. Alaaddin Camiisine doğru koşarken yuvarlanıp katledilenlerden biri de tıp öğrencisi Süleyman Atlas’tır. Süleyman panzerden açılan ateş sonucu yaralandı. Halk Süleyman’ı polislere vermemeye çalışır ancak polisler götürürler Süleyman’ı. İşkence yapılır Süleyman’a. Vücudunun pek çok yerinde sigara izmariti söndürülmüş, vücudunun çeşitli bölgesine şiş sokulmuş ve kolu parçalanmıştır. Ancak SSK hastanesinde ölüm nedeninin omzundan aldığı yaradan diye rapor edilmiştir. Oysa Süleyman İşkenceyle katledilmiştir. Süleyman katledilmiştir ama ailesinin acısı bununla da bitmeyecektir.

Köylerinin yolu faşistlerce tutulduğu için gidemiyorlardı bu yüzden. Süleyman’a mezar da bulunamıyordu. Ailesi bahçesine gömmeye hazırlanıyordu ancak faşistlerin giremediği büyük Palabıyık köylüleri Süleyman’ı köylerine götürüp gömdüler. Çorumlular bulabildikleri ölülerine mezar arıyordu. Ancak kayıpların mezarı bile yoktu. Ya bir tarla arasında ya da köylerinde uzakta ama nerede oldukları belli değildi. Ve pek çoğu yıllar sonra ancak bulunabildiler. Bulunabilenlerin cesedi ise görenleri dayanamaz hale getirecek haldeydiler. Bunlardan biriydi Ali Paçacı.

Yarı yanmış haldeydi Ali Paçacı’nın cesedi. Birçok yerinde kesik yaraları vardı. Boynu ise aldığı bir darbe ile öne düşmüştür. Faşizmin vahşetinin görüntüsüydü bu cesetler. Ve kimisi kurşunla, kimisi işkenceyle, satırla, bıçakla katledilmişlerdi. İki ay süresinde katledilenlerin sayısı 50’yi bulmuş, yüze yakın insan da yaralanmıştı. Ancak Çorum’u Maraş yapacağız diyen faşistler Çorum’u Maraş yapamamıştır. Çorum’da öz olarak vermeye çalıştığımız olaylar işte böyle yaşandı. Ancak buraya kadar sadece olayları aktardık. Çorum halkının direnişi, direniş özelliklerini vurgulamak için ayırdık. çünkü bugün yaşananlar açısından örnek alınması gereken yanları var. Çorum’da halk gerek birinci olayların, gerekse asıl katliamın yaşandığı ikinci olaylar sırasında saldırıları barikatlarla püskürttü.

Çorum katliamı ve direnişi bu açıdan önemlidir. Öyle ki devrimcileri almaya çalışan polislere halk üç koldan saldırı başlattığında anında barikatlar kuruldu. Saldırılar barikatlarla püskürtüldü. Halk devrimcilerle birlikte bütün geceyi barikatın başında geçirdi. Sırayla nöbet tutuldu. Komiteler kuruldu, parolalar tespit edildi. Halk elindeki silahları devrimcilere verdi. Silahlar tek bir elden toplandı ve insanlara dağıtıldı. Barikatların başında ateşler yakıldı. Halkın morali oldukça yüksek. Özellikle Milönü mahallesindeki direniş diğer mahallelere de, köylere de örnek oluyor, moral veriyordu. Direniş sadece merkezle sınırlı kalmıyordu, köylere de yayılıyordu.

Çevre köylerde de barikatlar kuruluyor, silahlarla nöbetler tutuluyordu. Faşistler girdirilmiyordu, ayrıca köylerden traktörlerle kente inilip Milönü halkına destek veriliyordu. Olaylar sırasında yiyecek vb. sıkıntısı olduğundan köylüler ekmek getiriyorlardı. Getirilen yiyecekler bölüştürülüp barikatlara dağıtılıyordu. Silahlı köylülerde barikatlara dağılıyor ve birlikte çatışıyordu. Tüm bunları ayarlamak içinse komiteler kurulmuştu. “Çorum mahallelelerinde bütün siyasal eğilimlerinde katılmasıyla 40 tane komite oluşturuldu. Bunlar üç ana komitede merkezileşerek direniş boyunca nöbet, mühimmat ve para sorunlarını çözmeye çalıştılar.

Komiteler kiraları, iki, bir lira civarında dondurduktan sonra, ihtiyacı olanların para, yiyecek sorunlarını üstlendiler. Örneğin çatışmalardan sonra bir yardım kampanyası açıldı ve 4 Temmuz’da faşistlerin bölgesinde sabaha kadar direndikten sonra köylere çekilmek zorunda kalan 30-40 aileye ev ev gerekli ev eşyası ayarlandı. Öte yandan Nurettin Paşa Caddesi’nde faşistlerce yakılan yüz kadar dükkan elbirliğiyle onarıldı ve burada kurulan bir esnaf komitesi dükkanların tekrar açılması işini devraldı. Komiteler ayrıca devrimcilerin denetimi altındaki bölgelerde bağnaz Alevilerin baskısıyla göç etmek isteyen sünnileri ikna etmeye çalıştılar ve bağnaz Alevilere karşı bir mücadele başlattılar”. Sivil faşist terörle resmi terörün içiçe geçtiği yıllarda faşizm Çorum’da istediğini başaramamıştı. Ve bunun tek nedeni vardı. Faşizme karşı yükseltilen devrimci şiddetti.

Maraş’ta halkın üzerinde yarattığı korku ve moral bozukluğunu kaldırıp mücadele edildiğinde kazanılabileceğini gösteren tek etken faşizme karşı mücadele tarzındadır. Gün Sazak cezalandırması bunu sağlayan önemli bir eylemdi. Tüm işkenceciler ve faşistler bu cezalandırma ile korkuya kapıldılar. Faşizmin katliamları ve işkenceleri somut olarak açığa çıktı. Faşist cephede moral bozukluğu ve teşhir yaşanırken halka büyük moral verdi. Çorum halkı eylemden ve mücadele tarzından aldığı moral güçle katliamı boşa çıkarttılar.

Nitekim Gün Sazak cezalandırıldıktan sonra faşizm terörünü arttırsa da halkın teslim alınamayacağının göstergesi oldu Çorum direnişi. Faşist terörün karşısında cenaze kaldırmaktan yorulmuş bir halk Çorum direnişini yaratacak noktaya gelmiş, getirilmiştir. Yaşadığımız süreci aynılaştırmıyoruz ancak bugün de öz olarak faşizme karşı mücadele yine silahlı mücadeleyi yükseltmekten geçiyor. Bugün de faşist terör alabildiğine yükseliyor. Öğrenciler sokak ortasında polislerin denetiminde vuruluyor. O koşullarda silahlı, zincirli saldırıya uğruyorlar.


Çorum Olayları: "Cami bombalandı" söylentisi

*Bu yazı, Alevilerin Sesi dergisi 84. sayısında ayın konusu olan "Yükselen Milliyetcilik ve Tahrik edebiyatı” başlığı altında işlenmiştir.
 

Çorum Şehri yıllar boyu, Anadolu geleneksel mozaik yapısının bir örneği idi. Çorum Halkı, farklı etnik ve kültürel yaşam tarzlarına rağmen, barış içinde yanyana yaşarken, Şehir, 1980 yılı baharı ile birlikte patlamaya hazır bir bomba haline dönüşmüştü.

 

Çorum Şehri yıllar boyu, Anadolu geleneksel mozaik yapısının bir örneği idi.  Çorum Halkı, farklı etnik ve kültürel yaşam tarzlarına rağmen, barış içinde yanyana yaşarken, Şehir, 1980 yılı baharı ile birlikte patlamaya hazır bir bomba haline dönüşmüştü. MHP’li Gün Sazak öldürülmüş, yine bir yerlerden düğmeye basılmış, olaylar başlamıştı. O acılı ve zorlu günlerde, olayları birebir yaşamış üç arkadaşımız, bize görgü tanıklığı yaptılar, yaşadıklarını anlattılar

 

Cemal Kelik,  olaylarının olduğu 1980 yılında 15 yaşında ortaokul öğrencisiymiş. Olaylardan kısa bir süre sonra da Çorum’dan ayrılmış.

 

Muzaffer Ergeldi,  Çorum Olayları’nda  18 yaşında olan Ergeldi, Olaylar sırasında köyde yaşıyormuş.  Bize,  ilk gerginliğin  Ramazan ayında  köylerde başlamasının, önemli bir ayrıntı olduğunu söyledi .

 

Muharrem Erdem, Olayları Çorum’da yaşamış. Aslen Çorum’un köyünden olan Erdem, Olayların olduğu yıl 38 yaşındaymış ve Merkez’de öğretmenlik yapıyormuş.

 

Çorum nasıl bir kenti? Olaylardan önce verdiği görüntü nasıldı. Bize biraz anlatır mısınız?

 

Cemal Kelik; Genelde Kürt, Türk, Alevi, Sünni köyleri  karışık ya da yanyana, ama sorunsuz yaşıyorlardı. Herkes birbirine saygılı idi. Alevi Sünni Sorunu gibi bir sorun olmamıştı. O zamanlar sorunlar ‘sağ sol’ meselesinden çıkardı. Çorum ikiye bölünmüştü. Birinci Olaylar’dan sonra, Sünni Vatandaşlar bile evlerini terk etmek zorunda kaldılar.

İkinci Olaylar’la birlikte Çorum’da artık barış ortadan kalmıştı, artık ‘sağ sol’ meselesinin yerini ‘Alevi Sünni’ meselesi almıştı. Olayların başlamasına neden olanların amacı da zaten bu idi ve nitekim  bunu da  başarmışlardı.

 

Muharrem Erdem; Çorum Şehri, Ankara ile Samsun arasında yer alır. Sanıyorum o zamanki nüfusu, 100  bin civarında idi. Etnik yapı itibarı ile Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Çerkez karışık bir Şehir’di. Olaylar’dan önce Halklar’ın arasında herhangi bir düşmanlık yoktu. Farklı olmalarına rağmen, herkes birbirine saygılı yaşayıp gidiyordu. Ama  olaylardan sonra, herşey değişti. Örneğin  Sünni Bölgeleri’nde yaşayan Aleviler göç etmek zorunda kaldılar

 

Olaylar başladığında nerede idiniz?

 

Kelik; Olaylar başladığında dışarıda idim. Akşama doğru ‘cami yakılıyor’ diye bir söylenti yayıldı. Zaten Çorum ikiye bölünmüştü. Sağcıların ve solcuların gittikleri okullar bile ayrı idi. Olaylar’dan sonra artık  bu iyice  arttı.  Olaylar’ın başlaması ile birlikte barikatlar kurmak zorunda kaldık.  

 

Ergeldi; Köyde yaşıyordum o sıra ben. Yozgat istikametinden otobüslerle  Ülkücüler’i  getirip, halka saldırttılar. Birinci Çorum Olaylar’ı çıktıktan sonra, yollar kapatıldı. Yiyecek, çay, sigara sıkıntısı başladı. Halk olarak  kendi gücümüzle savunmaya çalıştık kendimizi. 

 

Erdem; Ben Çorum’un içinde idim. Kentte, Polis’e bağlı güçlerin yarattığı gergin bir ortam vardı. Amasya‘daki 1 Mayıs gösterilerilerine gidiyorduk. Polis ve Asker yolu kesti. Polis, bizi  bir odaya doldurdu ve  dövdü. Halbuki 1 Mayıs yasaldı. Polis’in buna benzer yoğun tahrikleri vardı. Örneğin Polis, Eti Ortaokulu’nda okuyan gençler üzerinde hergün oyunlar oynuyordu. Tahrik edip, olay çıkartıyordu.

Olaylar’dan kısa süre önce Gün Sazak öldürülmüştü. Bu haberle birlikte ortalık iyice gerilmişti. Herkes tedirgindi. ‘Her an olay çıkacak’, diye bekliyorduk artık. Bu yüzden de önlem almaya çalıştık. İyi ki de alınmış bu önlemler. Yoksa çok daha büyük bir katliam yaşanabilirdi. ‘Alaaddin Camii bombalandı’ söylentisi ile  başlayan olayların ardından, bir taksi ana caddeden çevreyi tarayarak geçti. Zaten herşey böyle başladı. Bir anda ortalık ana baba gününe döndü ve kaos başladı.

 

Olaylar sırasında Güvenlik Güçleri’nin ve Polis’in durumu nasıldı?

 

Kelik; Askerlerle  bir problemimiz yoktu. İkinci Olaylar, ‘camii yakıldı’ söylentisi ve bir kaç tane polisin içip, içip sokağa çıkmaları ve havaya silah sıkmaları ile başladı. Olaylar başladıktan sonra evler yakıldı, yakınımızdaki camiiden atılan kurşunlarla arkadaşlarımızı, tanıdıklarımızı öldürdüler.

Asker’le bir sorun olmadı ama Özel Tim ortalığı karıştırıyordu. Sivas’tan Özel Tim getirilmiş. İşte o zaman insanları taramaya başladılar.

 

Erdem; Bu tahrik tamamen sivil polis tarafından yapıldı. Bizim bölgedeki bütün polis şehir dışına çıkartılmış. Halkın kendisini savunmasından başka alternatif yoktu. İnsanlar  birbirleri ile o zamana kadar olmadığı kadar dayanışma içinde davrandı. Çorum halkı, ilerici, demokrat güçlerle elele vererek kendisini savundu. Eğer bu sağlanamasa idi, kayıplar çok  daha fazla olurdu.

Saldırıların olduğu günlerde, bir geceyarısı, yakındaki tepelerden üzerimize susturucu takılmış silahlarla kurşunlar yağmaya başladı. 20-30 kişi tepelere doğru koşmaya başladık. Tepelere varıp, onları püskürttük. Hemen ardından, ortaya ordu birlikleri çıktı. Çevremizi sardılar. Bizi suçlamaya başladılar. Nerede ise biz kendimizi savunduğumuz için suçlu duruma düşürüldük. Püskürttüğümüz grup, bütün gün Aleviler’in evlerini ateşe verdi. Yangın söndüren araçların önünü polis kesti ve yangın yerine girişlerini engelledi. Asker,  yanan evleri sadece seyretti. Düşünün, sayıları onbinlere varan, sürü halinde bir kalabalık, halkın üzerine ‘allah, allah’ sesleri ile saldırıyordu. Böyle bir saldırı gerçekten beklemiyorduk.

 

Kimdi bu saldıranlar?

 

Erdem; Saldıranlar, dışarıdan da getirilen MHP kökenli ülkücü Güçler’di.  ‘Sağ sol’ çatışması havası verdiler önce. Sonra ‘Alevi Sünni’ çatışmasına dönüştürülmeye çalışıldı. Bu süreçte Çorum Halkı  iyice siyasileşti.

 

Kelik;  Halk’la bir çatışma yoktu. Polis’le çatılışılırdı. Gerilim artınca Çorum Halkı da Polis’e tavır almaya başladı. Daha önce hiç bir şeye karışmayan, solculara kızan Normal Vatandaş da Polis’e tavır alması gerektiğini anlamıştı. Asıl suçluların kim olduğunu görmüştü Halk.

 

Ergeldi; Ortada Güvenlik Gücü, diye bir şey yoktu. Asker öylece duruyordu. Ramazan Ayı’nda ilk gerilim başladı.  Biz ekmek kavgasında olan insanlardık. İş, ekmek, eğitim istiyorduk. Önce ‘sağ sol’ meselesi ile başlatıldı. Sonra ‘Alevi Sünni’ kavgasına dönüştürüldü,  gözümüzün önünde yakınlarımızı kaybettik.

 

Son dönemlerde yine benzer oyunlar oynanıyor. Aynı senaryo farklı versiyonlarla yazılıyor. Size göre bunun nedeni nedir?

 

Erdem; Devlet, Osmanlı zihniyetini yaşıyor hala. Derin Devlet, İslam ve Türkçülük çerçevesinde kimi zaman dini, kimi zaman milli duyguları öne sürüyor. Çorum Olayları’nda İlericiler ve Demokratlar ile Halk bir arada hareket edemese idi ve saldırganları püskürtmese idik, Devlet hiç de ortada görünmeyecekti.

 

Demokrasi Güçleri ne zaman bir araya gelip biraz güçlenmeye başlasa, Devlet aynı taktiğe başvuruyor. En ufak hak talebi, bugün bölücülük olarak adlandırılıyor. Aslında Derin Devlet’in kendisi bölücü. Çünkü çıkarları tehlikeye giriyor. Ordunun harcaması kontrol edilmeyen tek ülke Türkiye. Bunun söylemek, telaffuz etmek bile suç oluyor.

 

Kelik; Devlet ve Devlet’in polisi tahrik ediyor. O zamanlar, Türkeş her tarafta yaptığını Çorum’da yapamıyordu. Bunu kırmak için yaptılar. Böylece halkı sindirmeye çalıştılar.

 

Ergeldi;  Yine benzer olaylar yapılmaya çalışılıyor. Bundan halkın bir çıkarı olamaz. Birileri bu işlerden çıkar sağlamaya çalışıyor, kargaşadan medet umuyor.

Bu oyunları çok akıllıca, yeni çağa göre, döneme göre  yapıyorlar.

 

Siz Ülkeniz’i bu insanlara göre daha az mı seviyorsunuz?

 

Kelik; Biz Ülkemiz’i seviyoruz ve barış içinde kardeşçe yaşamak istiyorduk o Ülke’de. Ben  olaylarda sonra ayrılmak zorunda kaldım. Zaten kısa süre sonra12 Eylül  Darbesi yapıldı.  Korkuyorduk. Demokrasiden yana olmak, İlerici olmak, Alevi olmak bizim korku içinde, tedirgin yaşamamız demekti. Suçu olmayan insanların üzerine saldırmak ve onları evlerinden barklarından etmek, vahşice öldürmek, vatanseverlik olamaz.

 

Ergeldi; Öyle acı ve korku dolu  günler tekrar yaşamak istemiyoruz biz. O toprağa düşmanlık ekmek herkese zarar verir. O toprağa birileri düşmanlık ekmek istedi.

 

Erdem; Ben Ülkem’i çok seviyorum. Benim atalarım Kurtuluş Savaşı’nda bu ülkeyi savunmuşlar. Şimdi ‘sözde vatandaş’ deniliyor bu insanlara. İnkar Politikası, Devlet’i suç işlemeye yöneltiyor. Halk’a karşı suç işliyor Devlet.